Connect with us

Makale

Üçüncü Sektör: Gönüllü Kuruluşlar (Sivil Toplum Kuruluşları)

Avatar

Published

on

Gönüllü kuruluşlar, bir diğer adı ile sivil toplum kuruluşları, kamu ve özel sektör dışında hizmet sunumu amacıyla kurulmuş ve bu amaca yönelik kaynakları bulup etkin planlamayla yönetim sergileyen, demokrasinin yerelleşmesine katkıda bulunan birimlerdir. Gönüllü kuruluşların etkinliğinin arttığı çağımızda ticari, bilimsel, kültürel, sanatsal ve düşünsel alanlarda toplumlar arası ilişkiler büyük önem kazandı. Başka bir deyişle uluslararası ilişkiler gittikçe daha çok “ sivil”leşiyor, devlet-dışı hükümet dışı bir kimlik kazanıyor.

Gönüllülük, “ bir bireyin maddi karşılık beklemeden ya da bir çıkar beklentisi  içinde olmadan , ailesi yada yakın çevresi dışındaki bireylerin yaşam kalitesini artırmak yada genel olarak toplumun yararına olduğu düşünülen bir hedefe ulaşmak için, yalnızca içinden gelerek ve doğru olduğuna inanarak , bir toplumsal girişime ya da bir sicil toplum kuruluşu bünyesindeki etkinliklere destek olması”  şeklinde tanımlanabilir.Gönüllüler bilgi, deneyim, enerji hoşgörü, paylaşımcılık, iyi beşeri ilişkiler, profesyonel yaklaşım, sorumluluk üstlenme vb nitelikleri taşıması gereken ilk ve vazgeçilmez nitelik , samimi olarak “ gönüllü” olmasıdır.

Gönüllü kuruluşlar ülkemizde henüz tam gelişemese de Batı ülkelerinin çoğunda hızla büyüyen önemli bir sektör haline gelmiştir.Ancak üçüncü sektör, kamusal ya da özel sektöre karşı rakip bir sektör olmaktan ziyade iki sektörün arasında yardımcı bir sektör olarak görülmelidir.Ülkemizde üçüncü sektör, Osmanlı dönemi vakıf müesseselerine kadar dayandırılabilir.Bilindiği gibi  Osmanlı döneminde taşrada çeşitli hizmetlerin görülmesinde en büyük pay sahibi bu vakıflardı.

Üçüncü sektörün genel özellikleri, anlamlı ve sürekli bir yapıya sahip olmak, kamu sisteminin bir parçası olmak, yöneticilerine ya da üyelerine kar dağıtmamak , öz yönetime sahip olmak gönüllülük esasına sahip olmak ve toplumsal amaçları desteklemek şeklinde sıralanabilir.

GÖNÜLLÜ KURULUŞLARLA İLGİLİ TEMEL TANIMLAR

1-Misyon

“İnsanlar mantıkla ikna edilir fakat duygularıyla harekete geçer. Bir lider onları hem ikna etmeli hemde harekete geçirmelidir”

İnsanları hem ikna etmek hem de harekete geçirmek için gerekli olan unsun ise liderin karizması değil liderin yaşayarak örnek olduğu misyondur. Bu nedenle , toplum ihtiyaçlarını ve kendi vasıflarını doğru analiz etmiş bir sivil toplum kuruluşu, bir kamu şirketi veya bir özel şirket, misyonunu ve stratejik planını belirlemişse , ulaşmak istediği noktaya giderken kendisine yol gösterecek olan haritayı çizmiş demektir.

2-Vizyon

Belirlenen misyon kurumun varlık nedenini ortaya koyarken, vizyonda geleceği düşleyerek , bu düşü gerçekleştirmek için bugünden yapılması gerekenlerin eyleme dönüştürülmesini sağlar. Büyük kuruluşların bugünkü başarılarından daha çok, geçmişte hedeflerini uzun vadeli ve iddialı bir şekilde ortaya koymalarında yatmaktadır. Vizyon oluşturmanın amacı kurumu harekete geçirmektir.

3-Değerler

Değerlerimiz aslında kim olduğumuzu , diğerlerinden farkımızı ve alternatifler arasında seçim yapma aşamasında tercih ettiğimiz veya gözettiğimiz unsurları ifade eder.Değerler , kişiler için oluğu kadar kurumlar için de temel tanımlamadır.Değerler kurumun temel varlığını oluşturur.Zaman ve dış ortam değişse de vazgeçilemeyecek unsurlardır.

Örneğin Kızılay’ın değerleri  insaniyetçilik , ayrım gözetmemek , tarafsızlık, bağımszılık ,hayır kurumu olma birlik ve evrenselliktir.

4-Stratejiler

Kaynakları verimli kullanabilmek değer katmak, vizyona ulaşabilmek için strateji belirlemeli ve buna odaklanmalıyız.Strateji, belirlenen vizyona ulaşmak üzere hazırlanan bir yol haritasıdır.Bu haritanın oluşturulması aşamasında hangi yoldan gideceğimizi belirlediğimiz gibi hangi yola sapmayacağımızı da açıkca ortaya koyarız .Yani seçim yaparız. Her seçim kararında olası kazançları tercih ettiğimiz gibi pek çok potansiyel getiriden de vazgeçmeyi baştan kabul ettiğimizi unutmamalıyız.

Strateji, kimin hangi ihtiyacının nasıl karşılanacağı konusunda seçim yapmaktır. Stratejik planlama ise gönüllü kuruluşu yöneten liderlerin öncelikler üzerinde anlaşmalarını sağlayan bir süreçtir. Süreci mevcut durum analizi ve stratejik planlama olarak  2 ana başlıkta toplamak mümkündür.

5-Güven

Topluma hizmet amacıyla kurulan kuruluşların kısır döngüye kapılması hem kendilerini hem de daha büyük dalga yaratarak diğer gönüllü kuruluşlara duyulan güveni olumsuz etkilemektedir.Oysa katılımcı demokrasi anlayışının güçlendiği dünyamızda toplumların yönetim kalitesi ve gelişmişlik düzeyi gönüllü kuruluşların etkililiği ile doğru orantılı olarak değerlendirilmektedir.Güven gönüllü kuruluşların yaşam kaynağıdır.Topluma faydalı olmak amacıyla harekete geçen gönüllü kuruluşların yaptığı işlere, yönetimde dürüstlüğe, sonuca ulaşma başarılarına ve çalışma prensiplerine güven duyulduğu oranda destek bulmaları, toplumda kabul görmeler ve karar vericiler üzerinde etki yaratmaları mümkün olur. İyi yönetim prensiplerinin temel alınması ve uygulanması güveni sağlayıcı reçetenin başında gelir. İyi yönetişim prensipleri de altı temel unsurdan oluşur. Şeffaflık, hesap verebilirlik , etkililik , tutarlılık , katılımcılık ve yerindelik.

SONUÇ

Gönüllülük , tüm üçüncü kişilere değil, toplumun dezavantajlı kesimlerine yardım edebilmek, toplumsal sistemin aksayan taraflarını gidermek veya devletin merhamet elinin ulaşamadığı yerlere yardımcı olmak niyetiyle maddi karşılık beklemeksizin yapılması esasına dayanır.

Bireyin kendi  menfaatlerini öne çıktığı bir toplumda gönüllü kuruluşların kazanımlarını hafife almamak gerektiği gibi herkesin kendi gücü ve arzusu nispetinde desteğini esirgememesi gerekir.

Adem TURAN
Yazı İşleri Müdürü

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haberler

Sosyal Medya Bağımlılıklarının Evliliklere Etkisi

Avatar

Published

on

Sanal hayatta yaşamak yerine, evlilikte evli gibi yaşamak isteyenlere bu yazım…

Sosyal medya ilk bakışta bizi etkileyip merak uyandırsa da, daha sonrasında evli çiftler için kocaman bir hayal kırıklığı yaratıyor. Nasıl mı? Birlikte inceleyelim…

iletişimimiz açısından ilk zamanlarda gayet verimli görünüyor sosyal medya. Birçok işimizi bu kanalla çözüyoruz, belki orada rahatlamaya çalışıyoruz, birçok habere sosyal medya aracılığı ile ulaşıyoruz. Saymakla bitmeyecek kolaylıkları var şüphesiz. Ancak sosyal medyada gezinme süremizi abartılı bir şekilde kullanmaya başladığımızda işte o zaman durum değişiyor. Özellikle evli çiftler arasında kriz çıkıyor.

Nasıl sevdiğimiz bir dizi izlediğimizde bizi birkaç saatliğine esir alıyorsa işte sosyal medya da geçirdiğimiz süre de gün geçtikçe uzuyor. Eşlerden biri eve gelir gelmez eline telefonu alarak sosyal mecralarda dolaşıyorsa, tuvalete girerken, yemek yerken ya da televizyon izlerken yanından hiç ayırmıyorsa, her 5 dakikada bir telefonu eline alıyorsa üzülerek belirtmek gerekir ki bu kişi artık bağımlı olmuştur. İşin zor tarafı ise kişi bu durumu bir türlü kabullenmek istemez. Hemen suçu karşı tarafta bulur. “ Sana öyle geliyor, “abartıyorsun”, “kafamı soğutuyorum” gibi cümlelerle durumu kabullenmemek için cebelleşir. Halbuki dışarıdan gözlemlediğinizde kişinin bağımlı olup olmadığını rahatça anlayabilirsiniz. Bu durum ise evlilikte artık çekilmez bir hal alır ve kişi önemsenmediğini düşünür. İletişim kopuklukları artık sinyalini vermeye başlar.

Diyelim ki akşam eşiniz geldi sofra hazır, tam bir şey anlatacaksınız elinde telefon sen anlat ben dinliyorum dedi. Ya da bir şey göstereceksiniz kafasını telefondan kaldırmıyor bir türlü. Bu durum sürekli tekrarlandığında artık eşlerin birbirleriyle konuşma süreleri kısalır ve sık sık tartışmalar yaşanır. Aslında hemen şu soruyu sormak lazım. Ben birine bir şey anlatırken karşı taraf beni dinlemediğinde ne hissederim? O halde size yapılmasını istemediğiniz şeyleri lütfen sizde yapmayın. Daha da kötüsü çocuklarımız anne babalarıyla bir şey konuşmak ister ama bağımlı diye nitelendirdiğimiz kişiler, kişinin suratına bile bakmadan dinliyormuş gibi görünür. İşte o zaman çocuklar artık anne babalarına bir şey anlatmak istemez.

Gün geçtikçe bizi esir alan sosyal medyada başkalarının hayatını merak edip, başka insanları beğenmek yerine bu süreyi aile üyeleri ile sağlıklı bir şekilde geçirmek ya da sosyal medya dışında bir şeyler yapmak, evliliğe ve kendinize verdiğiniz değeri de ortaya çıkarır.

Üzülerek söylüyorum ki evde eşlerine dikkat etmeyen, ilgilenmeyenler başkalarının eşlerini ya da herhangi bir şeyi saatlerce sosyal medyadan takip ediyor, maalesef sosyal medyanın esiri oluyor. Günde kaç kişiyi beğeniyor, kaç gereksiz mecralarda dolaşıyor. Gerçek hayatta var olan bir hayattansa sahte olan yaşamı tercih ediyor.Daha da acısı insanlar artık sosyal medyada farklı, özel yaşantısında farklı bir kişilik çiziyor. Çünkü herkes mutlu sosyal medyada, herkes güzel, herkes yakışıklı, herkes bakımlı…Sonrasında ise kıyaslamalar başlıyor ve yerini karşılıklı suçlamalara bırakıyor. Telefon elinizden düşmediğinde de karşı tarafı hem evhama hem kıskançlığa sürüklüyor. İhanete uğrama düşüncesi çiftler arasındaki doğru iletişimi yok ediyor.

O yüzden bir şeyi ölçüsünde bırakmak en güzeli.

Kişi o anda bu denli bağımlı olduğunun farkında değil ama en azından eşiniz bu konudaki rahatsızlığını defalarca dile getirmişse lütfen oturup bir düşünün derim. Zaman çok kıymetli ama zamanı gereksiz şeylerle kullanırsak o kıymetli zaman bizi sevdiklerimizden ayırabilir.

Sevgili eşler; elbette kendimize ait kişisel bir alanımız olacak. Elbette kafamızı dinlemek istediğimiz anlar olacak. Ama bu bağımlılık sizin kendi alanınızı da mahvediyor.

Şu anda bu yazımı okuyan Değerli okuyucular lütfen bu yazdıklarımı bir düşünün. Çünkü gerçekten evlilikte böyle bir durum varsa karşı taraf artık ne sohbet etmek istiyor ne de bir paylaşımda bulunmak istiyor sizinle. Değer yargıları gün geçtikçe bitiyor ve artık eşler yerine insanlar başkalarıyla sohbet etmeye başlıyor. Ve unutmayın siz karşınızdaki insana değer vermezseniz karşı taraftan da o değeri göremezsiniz. Saygı ve ilgi bekliyorsak önce kendimiz bu davranışı sergilemeliyiz.

Keşke biri sizi o anda kameraya alsa ve daha sonra kendinizi izleme fırsatı bulabilseniz. Kafasını telefondan kaldırmayan bir kişi etrafında olup bitenlerin farkında değil. Kendini öyle kaptırmış ki o anda gözü hiç bir şey görmüyor. En azından ara sıra telefonu bırakıp etrafa bir bakın derim. Genelde alışveriş merkezlerinde çok sık rastladığım bir tablo şimdi örneğini vereceğim olay. Çocukları oyun parkına bırakıyoruz, çocuk da haliyle anne babasının onu izlemesini istiyor. Daha çocuk oyun parkına girer girmez kafalar eğilmiş, sahte sosyal alemin içine çoktan dalmışız. Çocuklar daha sonra defalarca kafayı kaldırıp anne babanın onu fark etmesini istiyor ama maalesef ebeveyn kendi aleminin içinde boğulmuş gidiyor.

İnsanoğlu bazen kendisine ara sıra özeleştiri yapsa az da olsa sorunun kaynağını tespit etmiş olur. Diğer türlü inanın çok zor bir yaşantı oluyor evlilikte. Ben her zaman şunu söylüyorum Akşam eve geldiğinizde bir iki saat telefonu alın çekmeceye koyun, zaten acil olarak size ulaşmak isteyen sizi arayabilir. Lütfen iş için bakıyorum gibi durumlara başvurmayınız. Her insanın bir mahremiyet saati var, özel yaşantısı var o yüzden başkasına yalan söylemek yerine bağımlılıklardan kurtulmaya çalışın. Kendinize ait sınırlarınız olsun ki iş dışında da gerçek bir yaşam alanı edinin kendinize. Sonra bir bakmışsınız ki başınızı telefondan kaldırdığınızda etrafınızda kimse kalmamış, eşler yerine size duvarlar eşlik etmiş. Eğer bunu başaramıyorsanız ya da kendinizin farkında değilseniz bu konuyla ilgili yardım alabilirsiniz.

Son olarak; saygımızı yitirmeden sevgimizi yarınlara bırakmayalım…

Özden Canbolat
   Spiker/Sosyolog/Aile Danışmanı

                                                                                                                    

Continue Reading

Bilişim Hukuku

Bilişim Hukuku

Avatar

Published

on

Elektronik ortamlarda gerçekleştirilen her türlü paylaşımın hukuk normlarında sınıflandırılması, paylaşımların sebep ve sonuçları ile bu ortamlarda meydana gelen hukuka aykırı fiillere ilişkin yaptırımların tanımlandığı mevzuatın tamamına verilen bir isimdir. Bir başka deyişle elektronik ortamdaki hukuki ilişkileri düzenleyen ve belli bir yaptırım gücüne tabi kılan hukuk kurallarıdır. 1983 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu uzmanlar Komisyonu tarafından yapılan tanımına göre ise; “Bilgileri otomatik işleme tabi tutan veya verilerin nakline yarayan bir sistemde, gayri kanuni, gayri ahlaki veya yetki dışı gerçekleştirilen her türlü davranıştır.”

Aslında Bilişim Hukuku, bünyesinde birçok farklı hukuk dalını barındırması ve birçok hukuk dalı ile iç içe geçmesi nedeniyle çoklu disiplinler-arası, yaşayan bir hukuk dalıdır. Hukuk sistemimiz genel manada sitatik bir yapıya sahip olmasına rağmen bilişim hukuku ve bu hukuk dalından etkilenen hukuk normları dinamik bir yapıya sahiptir. Bu maksatla, globalleşen dünyada ve baş döndürücü bir hızla değişim/gelişim gösteren teknolojik gelişmeler karşısında mevcut yasal düzenlemeler her zaman ihtiyaca cevap veremediğinden yenilenmeli ve yeni düzene adapte edilmelidir.

Bilişim hukukunu ilgilendiren bilişim suçlarının kaynağı internettir. İnternet ise tüm dünyayı elektronik olarak birbirine bağlayan bir aracıdır. Bu yüzden bilişim suçlarının sonuçları evrensel olduğundan tüm dünya devletleri, bilişim suçları ile mücadelede iş birliğine gitmek zorundadır. Bu anlamda 2003 yılında ABD tarafından yayınlanan “Güvenli Siber Uzay” belgesi dünya çapında siber güvenlik politikası ve strateji geliştirme konusunda öncü olmuştur. Bununla birlikte diğer ülkelerde benzer nitelikte düzenlemeler yaparak hukuk sistemlerine adapte etmiştir.

Ülkemizde ise bilgisayar ve internet kullanımı 2020 yılında 16-74 yaş grubundaki bireylerde sırasıyla %79,0 ve %90,7 iken 2021 yılında sırasıyla %82,6 ve %92,0 olmuştur. Tüm dünya ile paralel olarak ülkemizde de bu alanda gerekli yasal düzenlemeler yapılmıştır.

Bu anlamda bünyesinde, Bilişim Hukukunu ilgilendiren hukuk normları bulunduran mevzuatlara örnek olarak;

  • 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu,
  • 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu,
  • 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun,
  • 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu,
  • 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu gösterilebilir.
Hacker prints a code on a laptop keyboard to break into a cyberspace

Doğrudan internet ortamını düzenleyen mevzuatlar ise;

  • 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu,
  • 6698 sayılı KVKK,
  • 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu,
  • 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun,
  • 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu,
  • 5369 Sayılı Evrensel Hizmet Kanunu örnek olarak gösterilebilir.

            Kısacası bilinen diğer hukuk dallarının hemen hemen hepsinin bilişim hukuku ile doğrudan ya da dolaylı olarak bir ilişkisi mevcuttur.

Bilişim teknolojilerinin sosyal hayatta kullanımının yaygınlaşması toplumsal ve teknolojik fayda sağlamakla beraber, kötüye kullanımı çeşitli zararlar doğurmaktadır. Bu anlamda meydana gelebilecek bilişim suçları ile ilgili 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda çeşitli düzenlemeler yer almaktadır. TCK madde 243’te Bilişim Sistemine Girme Suçu, madde 244’te Sistemi Engelleme, Bozma Verileri Yok Etme veya Değiştirme suçu, madde 245’te ise Banka veya Kredi Kartlarının Kötüye Kullanılması suçu yaptırıma bağlanmıştır.

handcuffs with judge on desk

Bilişim sistemleri kullanılarak gerçekleştirilen ve Türk Ceza Kanununda yaptırıma bağlanan diğer suçlara örnek olarak ise; Haberleşmenin Engellenmesi, Hakaret, Haberleşmenin Gizliliğinin İhlali, Kişiler Arasındaki Konuşmaların Dinlenmesi Ve Kayda Alınması, Özel Hayatın Gizliliğini İhlal, Kişisel Verilerin Kaydedilmesi, Verilerin Hukuka Aykırı Olarak Verilmesi Veya Ele Geçirilmesi, Verileri Yok Etmeme, Nitelikli Hırsızlık Ve Dolandırıcılıkta Bilişim Sistemlerinin Kullanılması, Uyuşturucu Ve Uyarıcı Madde Kullanımının Kolaylaştırılması, Suç İşleme Amacıyla Örgüt Kurma, Müstehcenlik, Göreve İlişkin Sırları Açıklama, İftira, Halkı Askerlikten Soğutma Ve Kanunlara Uymamaya Tahrik gösterilebilir.

            Ülkemizde internetin yönetiminde yer alan yetkili ve sorumluların başında Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı gelir. Bu bakanlığa bağlı olarak kurulan İnternet Geliştirme Kurulu, bakanlığa danışmanlık görevini yürütmekte, Bilgi teknolojileri ve İletişim Kurumu ise İnternet Geliştirme Kurulu kararlarının icrasını yerine getirmektedir.

            Hakimler, Savcılar Kurulu tarafından konu ile ilgili olarak yeni ihtisas mahkemelerinin kurulmasına ilişkin kararları 30 Kasım 2021 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı. Bu karar uyarınca bilişim suçları ile ilgili Bilişim Mahkemeleri ihdas edildi. Burada kanun koyucu Bilişim mahkemesinin amacını şu şekilde açıklamıştır: “Ağır ceza ve asliye ceza mahkemelerine gelen işlerin vasıf ve mahiyeti itibarıyla çeşitli olması, bu çerçevede bilişim ile ilgili suçlardan kaynaklanan dava ve işlerin niteliklerinin farklı olması göz önünde bulundurularak, gerek uygulama birliğinin sağlanması, gerekse etkinlik ve verimliliğin artırılması ile ihtisaslaşmanın önemi nazara alınarak, mezkûr dava ve işlerde iş dağılımı bakımından iki veya daha fazla dairesi bulunan mahallerde ihtisaslaşmaya gidilmesinde fayda olacağı değerlendirilmiştir.”

Yine 23.05.2007 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5651 sayılı “İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun” ile içerik sağlayıcı, yer sağlayıcı, erişim sağlayıcı ve toplu kullanım sağlayıcıların yükümlülük ve sorumlulukları ile internet ortamında işlenen belirli suçlarla içerik, yer ve erişim sağlayıcıları üzerinden mücadeleye ilişkin esas ve usulleri düzenlenmiştir. Yani 5651 Sayılı Kanun ile internet ortamında yapılan yayınların kontrol altına alınması ve işbu yayınlar yoluyla işlenen suçlar ile nasıl mücadele edileceğini düzenlemektedir.

Görüleceği üzere kanun koyucu konu ile ilgili olarak tedbirler almaya devam etmekte ve uyuşmazlıkların alanında uzman kişiler tarafından çözüme kavuşturulması için gayret göstermektedir. Bilişim hukuku alanında çıkabilecek uyuşmazlıkların çözümü için yasal düzenlemeler kadar başkaca yöntemlere de ihtiyacı vardır. Bunlar; Bilişim Hukukunun ilgi alanına giren konularda kullanıcıların farkındalığının artırılması, bilinç eğitimlerinin verilmesi, eğitim düzeyinde müfredatlara konulması ve ulusal anlamda kamu spotlarına konu edilmesi bu alanda alınacak önlemleri daha işlevsel hale getirecektir.

Av. Kürşat ERGÜN

Continue Reading

Ceza Hukuku

Seri Muhakeme Usulü Nedir? Seri Muhakeme Kapsamına Giren Suçlar Nelerdir?

Avatar

Published

on

SERİ MUHAKEME USULÜ NEDİR?

Seri muhakeme usulü, kamu davası açılması için yeterli şüphe olmasına rağmen kamu davası açmak yerine başvurulan özel bir muhakeme usulüdür. Seri muhakeme usulünün uygulama biçimi ise soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısının kamu davasının ertelenmesine karar vermediği durumlarda, şüphelinin açık rızasının alınması şartıyla, savcılık makamının uygulanacak yaptırımı belirleyip yarı oranında indirip yapması ve mahkeme tarafından onaylanıp hüküm kurulması şeklinde gerçekleşmektedir.  Seri muhakeme usulünde Cumhuriyet savcısı iddianame düzenlenmeden ve kovuşturma aşamasına geçilmeden şüpheli hakkında mahkemenin de onayıyla hüküm kurulabilmektedir.

SERİ MUHAKEME KAPSAMINA GİREN SUÇLAR NELERDİR?

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanun’un 250. maddesinin birinci fıkrasında seri muhakeme usulünün uygulanacağı suçlar sayılmıştır. Bu suçların tamamı kamuya karşı işlenen suçlar olup şu şekildedir;

  • Hakkı olmayan yere tecavüz (TCK m.154, ikinci ve üçüncü fıkra),
  • Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması (TCK m.170),
  • Trafik güvenliğini tehlikeye sokma (TCK m.179, ikinci ve üçüncü fıkra),
  • Gürültüye neden olma (TCK m.183),
  • Parada sahtecilik (TCK m.197, ikinci ve üçüncü fıkra),
  • Mühür bozma (TCK m.203),
  • Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan(TCK m.206),
  • Kumar oynanması için yer ve imkan sağlama (TCK m.228, birinci fıkra),
  • Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması (TCK m.268),
  • 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun‘un 13. maddesinin birinci, üçüncü ve beşinci fıkraları ile 15 inci maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarında belirtilen suçlar.
  • 6831 sayılı Orman Kanununun 93 üncü maddesinin birinci fıkrasında belirtilen suç,
  • 1072 sayılı Rulet, Tilt, Langırt ve Benzeri Oyun Alet ve Makinaları Hakkında Kanunun 2 nci maddesinde belirtilen suç,
  • 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun ek 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde belirtilen suç.

Bu suç tiplerine seri muhakeme usulü uygulanırken şu şartlar aranmaktadır:

  •  Suç önödeme ve uzlaştırma kapsamında olmamalıdır.
  • Kanunda açıkça sayılan suçlardan birine yönelik yürütülen bir soruşturma olmalıdır.
  • Kamu davası açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilmiş olmalıdır.
  • Cumhuriyet savcısı, kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı vermemiş olmalıdır.
  • Şüphelinin aydınlatılması ve müdafi huzurunda özgür iradesi ile usulün uygulanmasını kabul etmesi gereklidir.
  • Şüphelinin yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, sağır ve dilsizlik halinin olmaması gereklidir.

Seri muhakeme usulü uygulanmasına engel olan diğer haller ise şu şekildedir;

  • Resmi mercilere beyan edilmiş olup da soruşturma dosyasında yer alan adreste bulunamama veya yurt dışında olma ya da başka bir nedenle şüpheliye ulaşılamaması halinde seri muhakeme usulü uygulanamamaktadır.
  • Suçun iştirak halinde işlenmesi durumunda şüphelilerden birinin bu usulün uygulanmasını kabul etmemesi halinde seri muhakeme usulü uygulanamaz. İştirak halinde işlenen suçlarda şeriklerden birisinin çocuk olması durumunda seri muhakeme uygulanamayacaktır.

Sonuç olarak seri muhakeme usulü kapsamındaki suçlarda, suçtan zarar görenlerin tam olarak  belirli olmadığı, nispeten de ispatı kolay durumlarda kanun koyucu adli yargı sistemindeki iş yükünü ve yoğunluğunu azaltmaya ve ceza adalet sistemini etkinleştirmeye yönelik bir hedef oluşturmaya çalışmış ve alternatif bir çözüm yöntemi olarak uygulanmaya başlanmıştır.

                                                                                              Av. Ahmet Kadir Alparslan

Continue Reading

Trending

Copyright © 2023 Adalet Medya Hukuk ve Adalet Dergisi